5 Haziran’dan 17 Haziran’a, kuruluştan çöküşe…




Doğan Ergün

AKP-MHP kanlı ittifakı ve ardından kurulan Saray Rejimi’nin miladı olarak hangi tarihi alacağız?

Hani şu, sözde İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Habertürk’teki programda AKP’nin siyasi kriz yaşadığı o anda “biz bir kısım arkadaşla birlikte büyük bir mücadeleye koyulduk” diye anlattığı 7 Haziran süreci var ya…

AKP’nin tek başına iktidarı alamadığı 7 Haziran’dan, seçimlerin yenilendiği 1 Kasım’a kadar geçen dönemde ortaya konan iç savaş politikasının Saray Rejimi’nin şekillenmesinde kritik öneme sahip olduğu biliniyor. 

Seçimler 7 Haziran’da yapıldığı için akıllara bu tarihin kazınması normal. Ancak eğer yeni bir Rejim’e geçişin miladını konuşuyorsak, 5 Haziran’ı anmalıyız. 5 Haziran 2015’te HDP’nin Diyarbakır mitingine düzenlenen ve 5 kişinin hayatını kaybettiği saldırıyı kirli ittifakın ilk operasyonu olarak görmeliyiz. Sınırların cihatçılar için sonuna kadar açıldığı, cihatçı örgütlere silah sevkiyatının yapıldığı bir dönemde, doğal olarak 5 Haziran saldırısı ve ardından gelen Suruç ve Ankara Gar katliamları da IŞİD eldiveniyle düzenlenmiş işlerdi. Eldivenin içindeki el ise adım adım faşizan bir rejimin taşlarını döşüyordu. 

17 Haziran 2021.

Hedef yine HDP…

Alçakça bir saldırıda yaşamını yitiren, HDP İzmir il binasında görevli olan Deniz Poyraz. 

Suriye’de eğitim aldığı anlaşılan, SADAT bağlantısı olabileceği söylenen, TSK envanterindeki silahlarla ve TSK üssünde fotoğraflar çektiren, bozkurt işareti yapan bir katil.

Şimdi herkes şu soruyu soruyor.

Yeniden 7 Haziran-1 Kasım arası benzeri bir dönem mi yaşayacağız?

Görüntüde benzerlikler çok. 

AKP yine bir siyasi kriz yaşıyor. MHP yine yanı başında.

Hedef bir kez daha HDP olarak belirlenmiş. 

Saldırıda takılan eldiven birbirini andırıyor. 

Görüntü benzese de öz başka bir şey anlatıyor:

1. Halen önemli kozları elinde tutmasına rağmen, Saray Rejimi, bütün aktörleri ve kendisini var eden ilişki ağlarıyla bir bütün olarak eriyor. Siyasal İslam ve Türk İslam sentezci ideoloji, bütün kirlerin odağı olmuş durumda. Rejim içerisinde kendisini temize çıkarıp yeni bir kurucu irade sergileyebilecek bir özne görünmüyor. 

2. Pandemiyle birlikte emekçilerin yaşadığı ekonomik yıkım derinleşti. Türkiye’de 10 milyon işsiz var ve borçsuz yurttaş neredeyse kalmadı. 

3. 5 Haziran’la birlikte ortaya konan strateji, Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında kurulan iktidar karşıtı köprünün HDP hedefe konarak yıkılmasını hedefliyordu. Ancak o günden bugüne, Saray’ın başka herhangi bir strateji geliştirememesinin de etkisiyle, böyle bir köprünün mümkün olabileceği, iktidarın en çok da bu imkandan korktuğu geniş kesimler tarafından bilince çıkarıldı. 

4. HDP’nin her türlü baskı ve engellemeye rağmen, en azından seçmen gücünü koruyabildiği görüldü. 

Elbette dünkü alçakça saldırı bir siyasi motivasyonla düzenlendi. Henüz kim olduğunu somut olarak bilmediğimiz birileri, bir kez daha HDP’ye saldırarak nikah tazeleyebileceklerini, rejimin kendini yenileyebileceğini düşündü. Belki bu tür hamlelerin devamı da gelecek...


Yine sarsılacağız, gürültüye boğulacağız. 

Ama bu kez duyduğumuz bir inşanın değil, çöküşün sesi olacak. 

Siyaseten ömrünü tüketen, yarattığı bataklıkta boğulan bu rejimin can çekişmesine, kanlı ellerini boğazımıza geçirmeye çalışmasına tanık olacağız. 

 

Deniz Poyraz, bu çöküş öyküsünün kahramanlarındandır. 

Partisine her gün başka bir saldırı düzenlense de, mevziyi terk etmemiştir. 


Mevzi terk edilmemiştir, edilmeyecektir. 

Bir adım geri atmayacağız. Rejimin çöküşünü tam karşısında, gözünün içine bakarak, korkusuzca, birbirimize tutunarak izleyeceğiz. 

 

17 Haziran, çöküşün miladıdır.