Almanya seçimlerinde 'kira deliliğini durdurma‘ gündemi




Ali Ekber Doğan

Dünyadaki emlak fiyatları artış trendini birincilikle ilerilere taşıyan Türkiye kentlerinin, kira artışlarında da ilk sıraları paylaşmasının kaçınılmaz olduğunu söylemiştim. Emekçilerle, kent yoksullarının bu başarının maliyetini her ay daha da yoksullaşarak, daha kötü koşullarda ek işler yaparak, kadınları-yaşlıları-çocukları (sudan) ucuz işler piyasasına sürerek ödemeye çalıştığını anlatmaya gerek yok. Bunlara rejim sahiplerini beslemek için elektrik, doğalgaz faturalarıyla karşımıza çıkan gündelik soygunları da eklersek, günümüz orta çağında emekçilerin kentte yaşamak için hane başına ödediği vergilerin dayanılmaz boyutlara ulaştığı daha iyi anlaşılır.

TÜRKİYE'DE MİLLİ MUHALEFETİN SUSKUNLUĞU

Öğrenci hareketinin bu eğitim-öğretim yılındaki ilk önemli eylemi, geçen hafta gençlerin Taksim İstiklal'deki kira protestosuydu. Konu birkaç haftadır sosyal medyada da gündemin ön sıraları yer alıyor.  Buna karşın birkaç sosyalist çevreden gelen sınırlandırma çağrısı dışında, politik bir çıkış görülmüyor. Millet İttifakı partilerinin bu konuda net bir açıklama yapmaktan, çözüm önermekten kaçınması şaşırtıcı değil. Halkın sorunlarını dinlemek adına yaptıkları en belirgin şey, esnaf ziyaretleri olan düzen muhalefeti böyle yaparak, mülk sahibi partileri olduklarını ikrar etmiş oluyor da "CHP'nin solunda olduğunu iddia edenlerin bu konuda sesi ne kadar çıkıyor" diye sormak da gerekiyor.

Öğrenci eylemleri bu hafta parklarda geceleme eylemlerine dönüşürken, yurt eksikliği ve oda fiyatlarının yüksekliği yüksek kira artışları tartışmasının önüne geçti. Tartışmanın ekseni iki günde böyle dar bir alana kayarken, yüksek kiraların kent emekçileri ve yoksul halk açısından katlanılmaz boyutları aştığı gerçeği orta yerde durmaktadır. Dolayısıyla, sosyalistlere düşen, bu kesimleri öğrenci eylemlerinin lojistik destekçisi olmaya değil, kendi barınma sorunu için ses çıkarmaya, eyleme geçmeye davet eden, bu yönde öncü adımlar atan bir hat geliştirmektir.

Özellikle büyük şehirlerde yaşayan geniş emekçi ve yoksullaştırılmış kesimlerin canını bu denli yakan bir konuda, sosyalistler ne yapmalı ve nasıl bir perspektifle hareket etmeli noktasında, Almanya'daki kiracı hareketlerinin yükselttikleri talepler ve seçimlere doğru sol partilerin söyleyip, vaad ettiklerinin yol gösterici olacağını düşünüyorum.

KİRA İNİSİYATİFLERİNİN MÜCADELESİ VE REFERANDUM

Doğu'daki daralan bazı kentler dışarıda bırakılırsa, kentsel bölgelerdeki fahiş kira artışları, bu ay sonunda yapılacak, Almanya seçimlerinin de başlıca temalarından biri. Konu üç-dört yıldır Berlin merkezli biçimde Almanya gündeminin üst sıralarında yer alıyor. "Kira Deliliğini Durdur" diyen kiracı inisiyatiflerinin yanındaki sol partilerle (Sosyal Demokrat Parti-SPD, Yeşiller ve Sol Parti), emlak sahiplerinin yanındaki sağ (CDU ve FDP) şeklinde bir bölünme de olunca barınma sorunun, bu seçim döneminin sıcak bir maddesi olmaması mümkün değildi. Zaten genel seçimlerin olduğu 26 Eylül günü Berlin'de elinde 3 binden fazla konut bulunan şirketlerin kamulaştırılması ve bu kamulaştırma sürecinin nasıl işleyeceği konusunda daha sonra Berin Senato'sunun resmileştireceği karar önerileriyle ilgili referandum yapılacak. Referandumdan evet çıkarsa; şirketlerin ellerindeki gayrimenkullerin kamulaştırılması; kamulaştırma bedellerinin piyasa değerlerinin altında olması; kamulaştırılacak mülklerin, yönetim organında kiracıların, çalışanların ve kentsel toplumsal hareketlerin temsilcilerinin çoğunlukta olacağı kar amacı gütmeyecek bir kamu tüzel kişiliğine devredilmesi; bu konutların ileride yeniden özelleştirilmesinin yasaklanması da kabul edilmiş olacaktır.

Kiracı inisiyatifleri referandumdan "evet" sonucu çıkarsa, yaklaşık 240 bin konutun eyaletin ortak mülkü olarak yönetiminde çoğunluğun kiracılara-çalışanlara-aktivistlere ait olduğu yeni bir kamu tüzel kişiliğine devredileceğini, bunun da kira artışlarını durduracağını düşünüyor. Yeniden özelleştirilmesi yasaklanacak bu 240 bin konutun eyalet ya da belediye içindeki bir kuruma veya piyasa mantığıyla çalışacak bir kamu-özel ortaklığına değil, "demokratik, şeffaf ve ortak yarara yönelik bir şekilde" kullanıcılar tarafından yönetilmesi talebi yepyeni ve dinamik bir özyönetimci kamuculuk anlayışına işaret etmesi bakımından önem taşıyor. Kira deliliğinin durdurulmasının, kentteki yüksek eğitimli-nitelikli genç prekarya başta olmak üzere ücretli-işsiz mülksüzleri ciddi ölçüde rahatlatması, Berlin'in preker hipsterların dünyadaki salaş ve sofistike merkezi kimliğini güçlendirmesi, sosyalist sol açısındansa mücadelenin başarısını Almanya geneline yayarak, geniş proleter-preker kesimlerle kentsel toplumsal mücadelelerde hemhal olma ve anti-kapitalist duruşu güçlendirme olanakları vaadediyor.  11 Eylül'de Berlin'de yapılan ve onbinlerce kişinin katıldığı büyük kiracı eylemiyle ilgili şu haberde bu konuda son üç yılda yaşananların iyi bir özeti bulunabilir: https://www.birgun.net/haber/berlin-de-binlerce-kisi-kira-artislarina-dur-demek-icin-toplandi-358404

MÜCADELENİN 26 EYLÜL SEÇİMLERİNDEKİ YANKISI

26 Eylül 2021 genel seçimlerinden sürpriz biçimde birinci parti olarak çıkması beklenen SPD'nin önemli vaatleri arasında Eyalet başbakanlığını elinde tuttuğu Berlin Eyaleti Senatosu'nca 2019'da kiralara getirilen sınırlama ve 5 yıllığına dondurma kararının (sonra Federal Anayasa Mahkemesi tarafından "eyaletler mülkiyet hakkına böyle bir sınırlandırmalar getiremez" denilerek iptal edilen) merkezi düzeyde yasalaştırılıp, sıkı biçimde uygulanması ve 800 bin yeni kiralık sosyal konutun inşası yer alıyor. Buna karşın, SPD’nin kamulaştırma mücadelesine karşı olmasıyla bilinen Franziska Giffrey’i bu seçimlerdeki eyalet Başbakanı adayı olarak göstermesi dikkat çekiyor. Yeşiller Partisi'nin seçim programındaysa, bir yıl içinde bir milyon kiralık sosyal konut yapılmasıyla, konut sahibi olmayı kolaylaştırmak vaadi bulunuyor.

Son yıllarda istikrarlı bir seyir izleyen kiralardaki fahiş artışları durdurmaya yönelik en kapsamlı ve kamucu öneriyi Sol Parti'nin yaptığı görülüyor. Yoksul 1 veya 2 kişilik haneler için Almanya genelinde 5 milyon yeni küçük konuta ihtiyaç olduğunu söyleyen Sol Parti, kiralık sosyal konut inşasını her yıl 15 milyar Euro teşvikle sübvanse ederek, çoğu Demokratik Alman Cumhuriyeti döneminden kalma mevcut sosyal konutları yenileyerek, belediye, komün-kooperatif evlerini güçlendirerek, hatta barınma hakkı için uzun süreler boş duran evlerin kolektif işgalinin hak olduğunu söyleyerek, bunlar için gerekli kanuni düzenlemeleri yaparak yüksek kiralardan kaynaklı barınma krizine bir çözüm getireceğini vaadediyor.

Sol Parti'nin sosyal konut önerisindeki barınma sorununa özel mülkiyet hakkı yaratmadan çözüm geliştirme perspektifinin oldukça kritik önemde olduğunu düşünüyorum. Diğer türlüsü sosyal konutların emlak piyasasındaki balonlar yaratan spekülasyonların, rant kollama mekanizmasının önüne geçme ana amacından uzaklaşıp, kentsel rantlar çarkının içinde devinmesini getireceğinin farkındalar. Bu yüzden de barınma ihtiyacı karşılanan kullanıcıyla konut arasında özel mülkiyet ilişkisi yaratmayan kamucu bir politika tercihi yapıyorlar. Kuşkusuz Sol Parti'nin bu perspektifinin kira inisiyatiflerinin referanduma koydurdukları maddede ifade edildiği üzere; kullanıcıları ve konunun taraflarını kolektif biçimlerle (kentsel mücadele örgüt/inisiyatifleri, sendikalar, vb.) bu sosyal konutların yeniden üretimi süreçlerine dahil edecek özyönetim biçimleriyle demokratikleştirilmesi gerekiyor. Fakat yine de ufku kiralara sınırlama getirilmesi ve kent yoksulları için ucuz yeni konutların üretimiyle sınırlı Türkiyeli sosyalistler ve yurtsever arkadaşlar için de örnek alınıp, geliştirilmesi gereken boyutlar taşıdığına şüphe yok.

Herşeyden önce konut sahipliğini barınma sorununun yegane çözüm yoluymuş gibi gören mülkiyetçi ideolojik körlüğün egemenliğini sorgulayarak işe başlamak gerekiyor sanırım. Bunu aştığımız durumda, kentte toplu yaşamanın şekillendirdiği ve en başta mülksüz emekçileri ilgilendiren bir sosyal sorun olarak kolektif üretim ve tüketim çözümleriyle ortadan kaldırılabileceğini de görmeye başlarız. Bu konuda 20. yüzyılın da pek çok örnekle dolu olduğunu hatırlamak gerekir. Bir sonraki yazımızı da bu örneklere ayıracağımızı duyurmuş olayım….