Ödemeler bilançosunda tablo giderek kötüleşiyor!




Mustafa Özer

Bir ülkede yerleşiklerin yabancı ülkelerle olan iktisadi işlemlerini ödemeler bilançosu ya da dengesi adı verilen tablodan izliyoruz. Ödemeler dengesi beş dengeden oluşur. Bunlar, cari işlemler hesabı, sermaye hesabı, finans hesapları, uluslararası rezerv hareketleri ve net hata ve noksandır. Ödemeler dengesinde her işlem iki ayrı kaleme, iki ayrı işaretle -artı ve eksi olarak- kaydedilir. Bu sayede ödemeler bilançosu sürekli dengede kalır. Dengeyi sağlamak için ülkenin uluslararası rezerv varlıkları1 kullanılır. Rezerv varlıklarda değişimle denge sağlanamıyorsa devreye net hata ve noksan kalemi girer. Net hata ve noksan kalemi, kaynağı belli olmayan döviz giriş ve çıkışlarını gösterir.

CARİ AÇIK ALARM VERMEYE DEVAM EDİYOR!

Ödemeler bilançosu her ne kadar beş dengeden oluşsa da bunlar içerisinde en önemli olan ve kamuoyunun dikkatini çekeni cari işlemler hesabıdır. Cari işlemler dengesi ise üç alt dengede oluşur. Bunlar, dış ülkelerle, dışarıda yerleşiklerle olan ticari mal hareketleri, yani ihracat ve ithalatı içeren mal dengesi; hizmet hareketlerini içeren hizmetler dengesi ve çalışanların ücretleri ile doğrudan yatırım ve portföy yatırımı ve diğer yatırımlara ilişkin gelirleri ve ödenen tutarları içeren gelirler dengesidir. Bunlara ek olarak, ağırlıkla yurtdışında çalışanların havalelerinden (işçi dövizleri) oluşan cari transferler de cari işlemler hesabında yer alır.

Eğer cari denge açık veriyorsa, ülkede döviz açığı var demektir. Yani, ülkenin olağan döviz giderleri (ithalat), olağan döviz gelirleri olan ihracat ve turizm gelirlerinden fazla demektir. Bir başka ifadeyle, eğer bir ülke dışarıya sattığından daha fazlasını alıyorsa cari işlemler dengesi açık veriyor demektir. Türkiye uzun zamandan beri, kriz dönemleri hariç, sürekli cari açık veren bir ülke konumundadır. Hatta cari açık ülkenin işsizlik ve enflasyonla birlikte en temel yapısal sorunlarının başında gelmektedir. Geçmişte yaşadığımız yakıcı ve yıkıcı krizlerin kaynağı hep cari açık; yani, döviz açığı olmuştur. İzleyen tabloda2 Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) verilerinden derlediğimiz ödemeler bilançosuna ait özet bilgiler yer almaktadır.

Tablodan da rahatlıkla görüldüğü gibi, cari açık 2020’nin ilk 11 ayında da ciddi boyutlara ulaşmış durumdadır. Geçen yılın ilk 11 ayında fazla veren cari denge, bu yılın ilk 11 ayında yaklaşık olarak 35 milyar dolar açık vermektedir. Açık, yine tablodan anlaşılacağı gibi büyük oranda dış ticaret açığından kaynaklanmaktadır. Dış ticaret açığı artışında altın ithalatının katkısı çok büyüktür. Yaklaşık 35 milyar dolar dış ticaret açığının, yaklaşık 21 milyar doları altın dengesi açığından kaynaklanmaktadır. Bir önceki yılın ilk 11 ayında yaklaşık 9,8 milyar dolar olan altın ithalatı, 13 milyar dolarlık artışla 23 milyar dolar olmuştur. Ayrıca cari açık artışında, her ne kadar bir önceki yıla göre azalsa da birincil gelir dengesi açığının da katkısı vardır. Öte yandan döviz açığını azaltmada hizmetler dengesinin katkısı bu yılın ilk 11 ayında ciddi miktarda azalmıştır. Yani, hizmetler dengesi fazlasında bir önceki yılın aynı dönemine göre çok ciddi düşüşler yaşanmıştır. Bu düşüşte pandeminin çok büyük etkisi olduğu muhakkaktır. En fazla düşüş, seyahat harcamalarından sağlanan dövizlerde olmuştur. Seyahat gelirleri 16,7 milyar, taşımacılık gelirleri ise 8,7 milyar dolar azalmıştır. Cari açığın 11 ayda ulaştığı boyut, döviz açığının Türkiye ekonomisi için halen yapısal bir sorun olarak devam ettiğini ve önemli bir dış kırılganlık kaynağı olduğunu göstermektedir.

CARİ AÇIĞIN FİNANSMAN BİÇİMİ DE SORUNLU!

Cari açığın ulaştığı boyuttan çok, nasıl finanse edildiği ülkemiz açısından önemlidir. Açığın doğrudan yatırımlarla finanse edilmesi, portföy ve diğer yatırımlarla finanse edilmesine tercih edilir. Çünkü doğrudan yatırımlar dışında finansman biçimleri ülkede kalıcı olamaz, aş ve işe katkı yapmaz. Sadece paradan para kazanmak için gelir. Yüksek getiri elde etme amacı, ülkeye para getirmelerinin tek nedenidir. 11 aylık dönemde cari açığımız yaklaşık 35 milyar dolar. Oysa geçen yılın aynı döneminde cari fazlamız vardı. Yani cari dengemiz fazla verirken yine açık vermeye başlamış. Açığın ulaştığı boyut kadar, finansman biçimi de ürkütücü. Açığı finanse etmek için TCMB rezervlerini ‘yemişiz’. Bu dönemde doğrudan yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlar toplamı olan brüt finans hesabına sadece 457 milyon dolar girmiş. Portföy yatırımlarında yaklaşık olarak 10,6 milyar dolarlık bir azalma gerçekleşmiş. Açığı büyük oranda borç yaratan finansmanla kapatmışız. 457 milyon dolarla, 35 milyar dolarlık döviz açığını kapatamayacağımız için başlamışız TCMB rezervlerini kullanmaya ve rezervler yaklaşık 38,5 milyar dolar azalmış. Yani, döviz açığını büyük oranda rezervleri kullanarak kapatmışız. Başka ne yapmışız derseniz, swap yapmışız bol bol! Tabloda diğer yatırımlar altında gördüğünüz ‘Efektif ve Mevduatlar’ işte yapılan bu swapları içermektedir. Görüldüğü gibi bu kalemde yaklaşık 17 milyar dolarlık bir giriş olmuş. Zaten ilk 11 aylık dönemde ülkeden çıkan döviz miktarı nerdeyse 41 milyar dolar olmuş. Bir önceki yılda bu miktarın 5,5 milyar dolar olduğunu gözden kaçırmayalım. Cari açığın finansman tarafına nereden bakarsanız bakın olumsuzluklarla dolu. İthal girdi ve ara malı kullanmadan üretim yapamayan bir sanayi ile sürekli artan altın ‘sevdamız’, ülkeye giren para muslukları da kapanınca üzerimize eninde sonunda bir karabasan gibi bir daha çökecek! Ülkenin dış kırılganlıkları, risk primleri sürekli artıyor ve herkesten daha fazla maliyetle borçlanabiliyoruz ancak. Ülke parası spekülatif saldırılara daha açık hale geliyor. Ödemeler bilançosundaki bu gelişmeler sonucunda ulusal paranın önemli paralar karşısında sürekli değer kaybetmesi de öngörülemez olmaktan çıkıyor.

Cari açık yaratamadan büyüyemediğimiz gerçeğini de göz önüne aldığımızda, ileriki yılların, bugünleri aratması kaçınılmaz olacaktır. Onun için ne yapıp yapıp, ülke ekonomisini ‘carikolik’ olmaktan kurtarmamız gerekmekte. Bu ise ancak ve ancak kamunun önderliğinde, belli bir plana dayalı yeni bir sanayileşme hamlesi başlatmakla mümkündür. Böyle bir sanayileşme hamlesinin kısa sürede başarısı ise başta eğitim olmak üzere çok sayıda politikanın eşanlı olarak yaşama geçirilmesini gerekli kılmaktadır. Ranta dayalı ve sadece sermaye sınıfının çıkarlarını gözeten miadını doldurmuş neoliberal politikalarla, ülkenin cari açık bağımlılığını kırmak, ödemeler dengesi sorunlarını çözmeyi beklemek; olmayacak duaya amin demekten başka bir şey değildir.

 

1 (-) işareti rezerv varlıkların kullanımını, (+) işareti ise rezerv varlık artışını gösterir.

2 Tabloda yer alan rakamlar milyon ABD Doları cinsindendir.